12/18/2009

Benim adım Bond, James Bond...



   James Bond, sinema tarihine altın harflerle yazılmış bir karakterdir. Aslında ilk olarak bir kitap karakteri olarak ortaya çıkmıştır, İngiliz yazar Ian Fleming ’in eserlerinde... Daha sonraları senaryolaştırılmış ve filmlere çekilmiştir. İlk film (Dr. No) çekildiğinden beri kırk yedi yıl geçmiştir ve hala filmleri çekilmekte ve hayran kitlesi bir o kadar artmaktadır. James Bond filmleri İngiltere nin çok büyük bir reklamıdır aynı zamanda. Senaryonun çoğu orada geçer ki zaten İngiltere kraliçesi James Bond u canlandıran ve bu şekilde İngiltere yi en iyi şekilde temsil eden oyuncuları ( Sean Connery, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnon, Daniel Craig) büyük memnuniyetle karşılamış ve bir çoğuna bu hizmetlerinden dolayı Sir ünvanını vermiştir.



    Bilindiği üzere James Bond bir İngiliz MI6 ajanıdır ve devlete veya dünyaya zarar verecek teröristlerin bir numaralı düşmanıdır. Bütün filmlerde( aslında kitaplarda) dünya ve bunun doğrultusunda İngiltere tehlike altındadır ve Bond bu durumu düzeltmek için teröristlerle savaşmaktadır. Aslında bazı filmlerde James Bond kadar filmlerdeki kötü adamlar da kültleşmiştir. Şimdiye kadar 22 Bond filmi çekilmiş, bunların neredeyse çoğu gişe rekorları kırmış ve hala zevkle izlenmektedir…


   James Bond filmleri, aslında bugün üzerinde duracağım son iki film dışında tamamen fantastiktir… Değişik, ön farlarından füze çıkan arabalar, içinden lazer ışığı çıkan saatler, telefon olan ayakkabılar gibi eğlenceli ama bir o kadar da anlaşılmaz cihazlarla doludur filmler tabi Bond un hiç ölmemesi, yorulmaması, neredeyse hiç yaralanmaması da cabası… Tabi ki bu aksiyon filmlerinin değişmezleridir ki James Bond filmine de ayrı bir güzellik katmaktadır doğrusu…

   Bu durum ta ki 2006 yılında çekilen (Casino Royale) ve Bond karakterini (ilk sarışın Bond olma özelliği taşır kendisi) Daniel Craig e ve yönetmen koltuğunu da Martin Campbell e vermeleriyle değişir. Bond filmi artık büyümüş, olgunlaşmıştır bence… Karakter gayet ciddiye alır durumu bu yeni filmde, ölümle oynamaz, birini öldürdükten sonra artistik hareketlerde bulunmaz… Uçan arabalar yoktur ve bir çok Bond a özgü durumlarda yoksun bir filmle karşılaşırız… Film aksiyon, dram arası gelip gider ve bu bence ilk başta olması gereken şeydir, tabi bu durum Daniel Craig in soğuk kanlı oyunculuğu sebebiyle de oluşmaktadır ama yönetmen gerçekten Bond tarihinde bir devrim yapmıştır…


    Bond, teröristlere bir kasa görevinde bulunan, onların kara paralarını aklayan bir muhasebecinin peşindedir ( Le Chiffre), bu adam bir borsa işleminden büyük para kaybetmiştir ve müşterileri olan teröristlere paralarını geri ödeyememektedir, Le Chiffre de bu durumu Karadağ da bir poker partisi vererek telafi etmeye çalışır çünkü kendisine pokerde çok güvenmektedir… Bu durumu haber alan MI6 ofisi, Bond u o poker oyununa sokar ve Bond un da pokeri çok iyi oynadığından Le Chiffre nin planlarını alt üst etmesini ister ondan….
   Olaylar tüm gerçekliğiyle yansıtılır, hiçbir sahnede eğreti ve gerçek dışı olan bir durum söz konusu değildir… Tabi bu film, ondan sonra çekilmiş olan film ( Quantum of Solace) ile tamamen bağlantılıdır, senaryo o kadar iyi yazılmıştır ki nerden nereye demekten kendinizi alamazsınız, sizi ters köşeye yatıracağı kesindir doğrusu…
   Eğer sinemayla gerçekten ilgileniyor, bir film arşivi veya sinema kültürü yapmak isterseniz, James Bond filmlerini, özellikle son iki filmi es geçmeyin derim… Saygılarımla.






                                                                                            GÜNEŞ ÖNER








3 yorum:

cgr dedi ki...

hayalarına gülle yedikten sonra seks yapması hiç egreti ve sıradışı degil öylemi:D bırahhhalaşkınaa:D

Ice Cold Gentlemen dedi ki...

bahsettiğin işkence sahnesinden sonra sanırım hastanede yattığı gunleri kaçırmışsın, çağrı. bence filmi tekrar izlemeni tavsiye ederim kardeşim ;)

cgr dedi ki...

tıp cok ilerledi tavuk gbi yumurtlatıyor insanı:D sende haklısın